ENDER GÜZEY

 

 

 

ENDER GÜZEY
HEYKEL KUŞAĞI PROJESİ

''.....Ender Güzey, Fatih Sultan Mehmet'in 1453'te sancakları belki de atlastan yapılmış karaklarını karadan denize indirdiği 1200 metrelik yolu toplam 32 bronz heykelle donatmak istiyor. Temsili bir Osmanlı kadırgasının kıç omurga çizgisinden oluşan heykeli güzergahın başlangıç noktası olan Tophane'de, Karabaş Mustafa Ağa Camii'nin yanındaki parka yerleştirecek.

Güzergahın en yüksek noktası olan Galatasaray Meydanına ikinci ana formasyonu oturtacak. Bu ikinci heykelin üzerinde güzergahın topografyası bulunacak. Modern yolcular, yere gömülecek olan 16 metrelik bu bronz heykele basıp geçerken tarih de, şüheda da bilinçlerine sızacak. Ondan sonra, kadırganın baş omurga çizgisini ve daha neleri sezdiren üçüncü ana formasyonu, levendlerin gemileri Haliç'te denize indirdiği noktaya konduracak. Bu üç ana heykelin arasına Tophane mevkiinden başlayarak Boğazkesen'i, İstiklal Caddesi'ni, Asmalı Mescit'i ve Tepebaşı'nı anlamlandırarak Kasımpaşa'ya uzanacak olan 29 kütük/heykel dikilecek.

Ender Güzey bu defa fethi, denizin ayrılmazı olan kadırgaları karadan yürütmeyi akıl eden Fatih Mehmet'in toprakta boylu boyunca uzanan kütüklerini yine onun gibi gerçeği züyseret ederek ayağa kaldırıyor... Kütükten sütun çıkarıyor. Güzey, ithafın tek bir kişiliğe yöneltmiyor; onun zoru eylemle ve tarihle. Kadırga kavisleri ve taş gibi sütunlar şu İstanbul'u almak için kan, ter ve gözyaşı döken bir padişahın ve zaman'ın isimlerini sildiği onca kahramanın nefes gibi belirsiz ama kaya kadar sağlam gölgelerinin sembolleri. Güzey de figür bile kullanmayacak kadar tarihten, rind ve tarihçi.

Hayır, Ender Güzey şehrine dokunmuyor. Sülüs yazıyla başlattığı heykellerini kufiyle denize indirirken İstanbul'a teşekkür ediyor...''

Dr. Phil. Dârâ Çolakoğlu

 

 

 

 
   


Dolmabahçe Kültür Merkezi
1999

 

 

 


Bronz Heykel Modeli
Edisyon (30 cm.)

 

KÜTÜKLERİN RİNDİ

Ender Güzey uçuk ve ürpertici mavilere soluk insan gölgelerini kaçamak kaçamak yerlettirdidi tuvalleriyle yetinmeyi uzun zaman önce bıraktı. Ürünü kalınlaşıp vücut bulurken, bütün doğal malzemeleri, boyutlarını kocamanlattyrdydy objelere dönüttürdü. Petinden resim/heykelin synyrlaryny hyzla çatlatty . Sadece momentum- larda varolan performans çizgisinde yapıtlar verdi. Avrupalı nehir ağızlarında, Boğaziçi Surlarında ve kale burçlarında mavi köprüleri isimsiz insanlarla, saman saplarıyla güneş kurslarını gemilerle ve meşale alevlerini ilkel ritm sazlarıyla buluşturdu. Performanslarını yaratıp gözümüzün önünde yokederken kullandığı mediumlar onun ellerinin ürünüydü. Nuh'un Gemisi'ni yakarken, talan ettiğimiz doğanın dönüp bizden öc alacağını anlattı. Yaratıcı ve öldürücü doğaya nanik yapmayı sevdi.

Sonra kendi mediumundan vazgeçti. Denizin kıyıcığında bulduğu taşları ve dibinden çıkardığı o garip kütükleri tuval/heykel kıldı. Doğaya tevazu ile baş eğerken, kimbilir hangi tarihten kopup gelen malzemesine kendisinin, benim, senin, onun bilinçaltını, kendi yüreğindeki kararları, bozgunları ve umutları resmetmekten geri durmadı. Doğanın bağrından süzüp çıkardığı malzemenin boyutdışılığını, sert bir aşı kırmızısı ve çivit mavisiyle keskin- lettirdidi Adamcyk ve Kadyncyk figürlerinin zamandaki süreklilidi ile dengeledi. Tat amblem ve Kütük Totem sergisinde, ancak cirmi kadar yer yakabilen Adamcyklaryny ellerine myzrak verip ava gönderirken, gümrah kalçalı Kadıncıklarının bütün memeleriyle hayatı yaratmaya devam edeceklerini gösterdi. Eski tabloların korkak, ezik ve kaçak insanlarının yüzüne dehşeti boyadığı halde, kütüklerine kurulan İnsancıklarından suratı bile sildi; onları momentumda Hiç, geleceğin tarihinde İnsan olmaya bıraktı.

Algı dalgalanmalarını tanıdığımı düşündüğüm sanatçı beni şaşırtmaz ancak kızdırırdı. Çünkü bilinçaltına olduğu gibi geçit verdiği kadar parmak çoçuklarına hala umut bağlardı. Şimdi farklı birşey yapıyor; kendini habire tersyüz etmesine alıştım ama bu defa mediumu da, bakışı da, zaman kaygısı da değişik. Bu defa sürekliliği hem devasa bir biçimde gösteriyor, hem de ancak sezdiriyor.

Timdi tutmut Fatih Mehmet'in 1453'de sancaklary belki de atlastan yapylmyt karaklaryny karadan denize indirdidi 1200 metrelik yolu toplam 26 bronz heykelle donatmak istiyor. Temsili bir Osmanlı Kadırgasının çok daha tem- sili kıç omurga çizgisinden oluşan heykeli güzergahın başlangıç noktası olan Tophane'de, Karabaş Mustafa Ağa Camii'nin yanındaki parka yerleştirilecek.

Güzergahın en yüksek noktası olan Asmalı Mescit Sokağı'nın İstiklal Caddesi ile kesiştiği yere ikinci ana formas- yonu oturtacak. Bu ikinci heykelin üzerinde güzergahın topoğrafyası bulunacak. Modern yolcular, yere gömüle- cek olan 16 metrelik bu bronz heykele basıp geçerken tarih de, şüheda da bilinçlerine sızacak. Ondan sonra, kadır- ganın baş omurga çizgisini ve daha neleri sezdiren üçüncü ana formasyonu, levendlerin gemileri Haliç'de denize indirdiği noktaya konduracak. Bu üç ana heykelin arasına Tophane mevkiinden başlayarak Boğazkesen'i, İstiklal Caddesi'ni, Asmalı Mescit'i ve Tepebaşı'nı anlamdırarak Kasımpaşa'ya uzanacak olan 23 kütük/heykel dikilecek.

Ender Güzey bu defa fethi, denizin ayrılmazı olan kadırgaları karadan yürütmeyi akıl eden Fatih Mehmet'in top- rakda boylu boyunca uzanan kütüklerini, yine onun gibi gerçeği züysret ederek ayağa kaldırıyor…Kütükten sutun çıkarıyor. "Çerçeveler yetmiyor bana. Sürekli fantezilerimi daha yaşanır bir biçime sokma çabasındayım. Ben İstanbulluyum ve şehrime bir şekilde dokunma ihtiyacı duyuyorum." Tevazusu ile hınzırlık ediyor. İki buçuk metre yüksekliğinde 23 sütun Güzey'in elinde kütük görüntülü ama bronzdan. Bir önceki Grossprojekt'inden tornistan ederek kendi mediumunu hem yeniden yaratıyor, hem de yine zaman oyunu oynuyor… İlk çağlarda damları yerinde tutmak için sadece ağaç kütükleri kullanırdı. Sonra taşı işlemeyi beceren atalar, tapınaklarının ça- tısını, ağaç kütüğüne benzettikleri taş kolonlara oturttular. Primitif bilinçaltını hiç engelsiz malzemeye dökebilen Güzey, kadim zamanların kütüğüne yeni bir yüzyılın başında yeniden can verirken, şimdiki kütük/sütunları ile Bizans'ın, aynı İstanbul'un Ayosofya'sına dikmek için eski Ege ve Akdeniz uygarlıklarından taşıdığı mermer tapınak sütunlarını da kavrıyor ve sütun/kütükleri bu defa maden olarak zemine ve zamana mıhlıyor. Güzey, aslın- da Zamanın bir ve aynılığına bayılıyor.

Yalın en çoktur; en düz ve en derin düsturuna sadakatle bağlı; Fatih Mehmet'in yetmiş kadırgasını yalın birer baş ve kıç omurga kavisine döndürürken, kütük sütunlarını ham maden halinde bırakıyor. Bu sütunların kaidesi yok. Bunlar; Asur, Mısır, Minos, Dor, İyon, Korent, Kompozit, Toskan, Kızılderili, Pers, Arap ve Norman sütunlarına Benzemiyorlar. Tamam,Mısır ve Dor Sütunları da kaidesizdir ama bunların başlığı yok başlığı. Güzey; abakus, ekhinus, trachelion, hypotrachelion filan kullanmıyor. O, bizi gözlerimizi sütun/kütüklerin tepesine diktiğimizde, artık meşrebimize göre, akantos yapraklarını, Asuri at başlarını ve Mısır çiçek soğanlarını olduğu kadar, Osman- lı'nın devşirip kütüksüz ettiği levendlerden birinin siyasetten katledilmiş kellesini de düşlemeye bırakacak kadar kalender.

Roma'da imparator Trajan'ın şerefine dikilen Trajan Sütunu'nun tepesinde 1587'den beri üstelik St. Peter duradursun, Güzey, ithafını tek bir kişiliğe yöneltmiyor; onun zoru eylemle ve tarihle. Kadırga kavisleri ve tat gibi sütunlar tu Ystanbul'u almak için kan, ter ve gözyaty döken bir paditahyn ve Zaman'yn isimlerini sildidi onca kahramanın nefes gibi belirsiz ama kaya kadar sağlam gölgelerinin sembolleri. Güzey de figür bile kullanmayacak kadar tarihten, rind ve tarihçi.

Hayır, Ender Güzey şehrine dokunmuyor: İstanbul'u İstanbul'a kazık gibi kakıyor. Sülüs yazıyla başlattığı heykellerini kufiyle denize indirirken İstanbul'a teşekkür ediyor o; Şehir kendisini 546 yıldır beklediği için…

Dr.phil. Dara Çolakoğlu

 

Anasayfa
SERGiPERFORMANSLAND ARTPROJEBiYOGRAFiKONTAKT