|
Dolmabahçe
Kültür Merkezi
1999

Bronz
Heykel Modeli
Edisyon (30 cm.)
|
KÜTÜKLERİN
RİNDİ
Ender Güzey
uçuk ve ürpertici mavilere soluk insan gölgelerini kaçamak kaçamak
yerlettirdidi tuvalleriyle yetinmeyi uzun zaman önce bıraktı. Ürünü
kalınlaşıp vücut bulurken, bütün doğal malzemeleri, boyutlarını
kocamanlattyrdydy objelere dönüttürdü. Petinden resim/heykelin synyrlaryny
hyzla çatlatty . Sadece momentum- larda varolan performans çizgisinde
yapıtlar verdi. Avrupalı nehir ağızlarında, Boğaziçi Surlarında
ve kale burçlarında mavi köprüleri isimsiz insanlarla, saman saplarıyla
güneş kurslarını gemilerle ve meşale alevlerini ilkel ritm sazlarıyla
buluşturdu. Performanslarını yaratıp gözümüzün önünde yokederken
kullandığı mediumlar onun ellerinin ürünüydü. Nuh'un Gemisi'ni yakarken,
talan ettiğimiz doğanın dönüp bizden öc alacağını anlattı. Yaratıcı
ve öldürücü doğaya nanik yapmayı sevdi.
Sonra kendi
mediumundan vazgeçti. Denizin kıyıcığında bulduğu taşları ve dibinden
çıkardığı o garip kütükleri tuval/heykel kıldı. Doğaya tevazu ile
baş eğerken, kimbilir hangi tarihten kopup gelen malzemesine kendisinin,
benim, senin, onun bilinçaltını, kendi yüreğindeki kararları, bozgunları
ve umutları resmetmekten geri durmadı. Doğanın bağrından süzüp çıkardığı
malzemenin boyutdışılığını, sert bir aşı kırmızısı ve çivit mavisiyle
keskin- lettirdidi Adamcyk ve Kadyncyk figürlerinin zamandaki süreklilidi
ile dengeledi. Tat amblem ve Kütük Totem sergisinde, ancak cirmi
kadar yer yakabilen Adamcyklaryny ellerine myzrak verip ava gönderirken,
gümrah kalçalı Kadıncıklarının bütün memeleriyle hayatı yaratmaya
devam edeceklerini gösterdi. Eski tabloların korkak, ezik ve kaçak
insanlarının yüzüne dehşeti boyadığı halde, kütüklerine kurulan
İnsancıklarından suratı bile sildi; onları momentumda Hiç, geleceğin
tarihinde İnsan olmaya bıraktı.
Algı dalgalanmalarını
tanıdığımı düşündüğüm sanatçı beni şaşırtmaz ancak kızdırırdı. Çünkü
bilinçaltına olduğu gibi geçit verdiği kadar parmak çoçuklarına
hala umut bağlardı. Şimdi farklı birşey yapıyor; kendini habire
tersyüz etmesine alıştım ama bu defa mediumu da, bakışı da, zaman
kaygısı da değişik. Bu defa sürekliliği hem devasa bir biçimde gösteriyor,
hem de ancak sezdiriyor.
Timdi tutmut
Fatih Mehmet'in 1453'de sancaklary belki de atlastan yapylmyt karaklaryny
karadan denize indirdidi 1200 metrelik yolu toplam 26 bronz heykelle
donatmak istiyor. Temsili bir Osmanlı Kadırgasının çok daha tem-
sili kıç omurga çizgisinden oluşan heykeli güzergahın başlangıç
noktası olan Tophane'de, Karabaş Mustafa Ağa Camii'nin yanındaki
parka yerleştirilecek.
Güzergahın
en yüksek noktası olan Asmalı Mescit Sokağı'nın İstiklal Caddesi
ile kesiştiği yere ikinci ana formas- yonu oturtacak. Bu ikinci
heykelin üzerinde güzergahın topoğrafyası bulunacak. Modern yolcular,
yere gömüle- cek olan 16 metrelik bu bronz heykele basıp geçerken
tarih de, şüheda da bilinçlerine sızacak. Ondan sonra, kadır- ganın
baş omurga çizgisini ve daha neleri sezdiren üçüncü ana formasyonu,
levendlerin gemileri Haliç'de denize indirdiği noktaya konduracak.
Bu üç ana heykelin arasına Tophane mevkiinden başlayarak Boğazkesen'i,
İstiklal Caddesi'ni, Asmalı Mescit'i ve Tepebaşı'nı anlamdırarak
Kasımpaşa'ya uzanacak olan 23 kütük/heykel dikilecek.
Ender Güzey
bu defa fethi, denizin ayrılmazı olan kadırgaları karadan yürütmeyi
akıl eden Fatih Mehmet'in top- rakda boylu boyunca uzanan kütüklerini,
yine onun gibi gerçeği züysret ederek ayağa kaldırıyor…Kütükten
sutun çıkarıyor. "Çerçeveler yetmiyor bana. Sürekli fantezilerimi
daha yaşanır bir biçime sokma çabasındayım. Ben İstanbulluyum ve
şehrime bir şekilde dokunma ihtiyacı duyuyorum." Tevazusu ile hınzırlık
ediyor. İki buçuk metre yüksekliğinde 23 sütun Güzey'in elinde kütük
görüntülü ama bronzdan. Bir önceki Grossprojekt'inden tornistan
ederek kendi mediumunu hem yeniden yaratıyor, hem de yine zaman
oyunu oynuyor… İlk çağlarda damları yerinde tutmak için sadece ağaç
kütükleri kullanırdı. Sonra taşı işlemeyi beceren atalar, tapınaklarının
ça- tısını, ağaç kütüğüne benzettikleri taş kolonlara oturttular.
Primitif bilinçaltını hiç engelsiz malzemeye dökebilen Güzey, kadim
zamanların kütüğüne yeni bir yüzyılın başında yeniden can verirken,
şimdiki kütük/sütunları ile Bizans'ın, aynı İstanbul'un Ayosofya'sına
dikmek için eski Ege ve Akdeniz uygarlıklarından taşıdığı mermer
tapınak sütunlarını da kavrıyor ve sütun/kütükleri bu defa maden
olarak zemine ve zamana mıhlıyor. Güzey, aslın- da Zamanın bir ve
aynılığına bayılıyor.
Yalın en çoktur;
en düz ve en derin düsturuna sadakatle bağlı; Fatih Mehmet'in yetmiş
kadırgasını yalın birer baş ve kıç omurga kavisine döndürürken,
kütük sütunlarını ham maden halinde bırakıyor. Bu sütunların kaidesi
yok. Bunlar; Asur, Mısır, Minos, Dor, İyon, Korent, Kompozit, Toskan,
Kızılderili, Pers, Arap ve Norman sütunlarına Benzemiyorlar. Tamam,Mısır
ve Dor Sütunları da kaidesizdir ama bunların başlığı yok başlığı.
Güzey; abakus, ekhinus, trachelion, hypotrachelion filan kullanmıyor.
O, bizi gözlerimizi sütun/kütüklerin tepesine diktiğimizde, artık
meşrebimize göre, akantos yapraklarını, Asuri at başlarını ve Mısır
çiçek soğanlarını olduğu kadar, Osman- lı'nın devşirip kütüksüz
ettiği levendlerden birinin siyasetten katledilmiş kellesini de
düşlemeye bırakacak kadar kalender.
Roma'da imparator
Trajan'ın şerefine dikilen Trajan Sütunu'nun tepesinde 1587'den
beri üstelik St. Peter duradursun, Güzey, ithafını tek bir kişiliğe
yöneltmiyor; onun zoru eylemle ve tarihle. Kadırga kavisleri ve
tat gibi sütunlar tu Ystanbul'u almak için kan, ter ve gözyaty döken
bir paditahyn ve Zaman'yn isimlerini sildidi onca kahramanın nefes
gibi belirsiz ama kaya kadar sağlam gölgelerinin sembolleri. Güzey
de figür bile kullanmayacak kadar tarihten, rind ve tarihçi.
Hayır, Ender
Güzey şehrine dokunmuyor: İstanbul'u İstanbul'a kazık gibi kakıyor.
Sülüs yazıyla başlattığı heykellerini kufiyle denize indirirken
İstanbul'a teşekkür ediyor o; Şehir kendisini 546 yıldır beklediği
için…
Dr.phil. Dara
Çolakoğlu
|